Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Nisan 04, 2011

mektup

Sabahın erken saatlerinde bir ritüel gibi hızlı adımlarla merdivenlerden iniyordu her gün. Koşar adım apartmanın sokağa açılan o işlemeli demir kapısına gidiyor, hemen yan duvarındaki kapağı menteşesinden ayrılmış kırık posta kutusunu açıyor ve boş bir kutu ile karşılaştığında, üzerine hayal kırıklığının ağırlığı binmiş ayaklarını sürüye sürüye ağır adımlarla yukarı evine çıkıyordu.

Böyle sabahları sevmiyordu. Her sabah heyecanla özlem gidereceği bir kağıt parçasına sarılmanın heyecanı ile uyanmışken, günlerce bir hiç ile karşılaşmak onu yorgun ve neşesiz yapıyordu. Ama yine de camın yanındaki duvara sırtını vermiş dede yadigarı plaktan şarkılar dinliyor, pervazdaki neşeli güvercinlerin gurultusuyla kahvaltısını yapıyordu, bir sonraki sabahı sabırsızlıkla bekleyerek.

O sabah yine merdivenleri koşar adım indi. Ayakları 3 - 4 merdivende bir yere değiyordu, o da sadece dokunurcasına, parmak ucuyla... Elinin üstünde trabzandan kayıyor gibiydi daha çok. Posta kutusunun önüne geldiğinde beyaz bir zarf kırık kapaktan dışarı çıkmıştı. Nefesini tuttu. Sanki ürküp kaçacak bir kuşa uzanırmışcasına uzattı ellerini zarfa. Zarfa dokunup kendine çekmesi, koklaması ve yukarı çıkıp kendini pencere kenarındaki sedire atması arasında sadece saniyeler vardı.

Zarfa baktı önce. Ellerinin arasındaki varlığını bir yanılsamayı yok etmek istercesine hissetmeye çalıştı. Titreyen ellerini, sanki ıslakmışlar da üstüne kuruluyormuş gibi belinde gezdirdi. Parçalamamaya özen göstererek açtı zarfı. Önce içinden bir fotoğraf çıkardı. Yemeğin en lezzetli kısmını ağzı sulansa da sona bırakan biri gibi fotoğrafa baktı uzun uzun. Çimlerin üzerinde uykuya yatmış bir yavru kediydi bu. Hemen arkasında gür yapraklı bir ağaç gözküyordu. Ağacın hemen arkasında da yüksek binaların olduğu bir şehir yükseliyordu, camları alev alev... Kedide bir akşam üstü miskinliği.

Fotoğrafı pencerenin önüne mermerin üstüne koydu. Derin bir nefes alıp zarftan çıkan kağıdı açtı. "Sevgili Leila" diyordu, "Fotoğrafta gördüğün kedinin ismi lila, senin isminden ve sevdiğin renkten geliyor." diye devam ediyordu yazı.

Her cümleyi, kelimeyi neredeyse iki kez okuyor; çok sevdiği bir çikolatayı damağında ezip tadına vara vara yiyormuşcasına, her kelimeyi tadıyor, sindiriyor, ağzında yuvarlıyordu. 

"leila" 
"kedinin ismi lila" 
"senin isminden geliyor"

Tüm bir cümleyi damağında dağıtmadan bir sonraki cümleye geçmiyor, cümlenin anlamını iyice bellemeden bir diğerini okumuyordu. 

Her mektupta yeni bir şeylerden bahsederdi. İlk kez duyduğu bir şarkıyı, ilk kez gittiği bir mekanı, ilk kez yediği bir yemeği, hatta okuduğu bir kitabı anlatırdı kimi zaman. Karşılaştığı insanlardan, gittiği şehirlerden bahsederdi. O da tüm bunları arada gözlerini kapatıp zihninde canlandırmaya çalışarak okurdu.

Sonra biterdi mektup, "sevgilerimle"... Ama okumalar bitmezdi. Bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha. Sanki her okuyuşunda farklı bir anlam yakalıyormuşcasına okurdu hem de. Dikkatinden kaçmış herhangi bir şey bulabilirdi.

Yine öyle oldu. Biter bitmez, bir kez daha okudu, göz gezdirdi, fotoğrafı inceledi... Sonra yeni bir plak koydu ve mutfağa yöneldi, parmak uçlarında ve mırıldanarak. Güvercinler gurulduyordu mutfak penceresinin pervazında. Mis gibi hanımeli kokularının arasında kahvaltısını hazırladı. 

O günün akşamında eve döndüğünde, bu sefer kendisi mektup yazacaktı. Başta kafasında tasarladıkları daha çok günlük rutin işleri, işteki sorunları, yeni aldığı elbise, kitapçıda tanıştığı küçük çocuk ve komşu kadından öğrendiği yeni kurabiye tarifiydi. Ama bir ertesi gün postaya verdiği mektupta; "Merhaba" diyordu.

"1 hafta sonra Lila ile benim fotoğrafımı o ağacın altında tekrar çeker misin? Seni çok özledim...

Sevgiler Leila"

Hiç yorum yok:

"Bir Dur Densin"