Aaahhh Bob Dylan! Günün birinde karavan şarkılarımızı alıp düşeceğiz di mi yollara?
Ayrı Dünyanın İnsanı
ayrık dünyada umut ekersin insan biçersin. kutup soğuğu vardır gece yatmadan önce yatakta. salı sendromludur. çarşamba mis gibi hafta ortası. otobüs yan nebulanın önünden kalkar hemen. penguenler doğanın kanun bozucularıdır. içilebilecek en güzel sıvı turşu suyudur. az votka vardır, bir de şarkılar mırıl mırıl. bahçe kapısının önünde de karavan vardır, park halinde... çok yakında gideceğiz. güle güle... gülmekten öleceğiz.
Dedim ki :
i know all the rules, but the rules do not know me...
"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."
"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."
Mart 01, 2013
Şubat 21, 2013
Higgs Boson Blues - Pasaportum nerede?
Dün gece rüyamda vizemi onaylayıp pasaportumu yollamamışlar ama yine de Almanyaya gidiyordum. Niye Almanya lan? Gitmeye niyetlendiğim en son yerlerden biri aslında. Uçağa son anda biniyordum. Üstelik kargo uçağı ve bir ben varım yolcu. Bavullar desen Kraliçe Elizabeth o kadar eşya almıyordur yanına...
Konu bu değil aslında. Şarkılarımı kaybettim demiştim ya ben bir zamanlar, dönmüş muteşem şarkıları ile güzel adamlar... Elimde bourbon kendimi kaybetmek istiyorum. Hayalimde sahneye atlıyorum. O şuursuzca Nick'in yanında bi o yana bi bu yana salınan ben miyim?
Can't remember anything at all
But I'm driving my car down to Geneva
But I'm driving my car down to Geneva
Well here comes Lucifer,
With his canon law,
And a hundred black babies runnin' from his genocidal jaw
He got the real killer groove
Robert Johnson and the devil man
Don't know who's gonna rip off who
Ocak 02, 2013
Ve düştü yine;
ama en çok da o gülüyor...
Aralık 29, 2012
Merhaba;
Konuşmaya başladım yeniden. En son ağustos başıydı konuştuğumda. En son kendimle konuşmuştum hatta.
"...
3 ay veriyorum sana... 3 ay süren var. Bu süre içerisinde seni yargılamayacağıma, seninle kavga etmeyeceğime, seni eleştirmeyeceğime, sana yön vermeye çalışmayacağıma, sana herhangi bir şey için yapma etme demeyeceğime, sana dokunmayacağıma söz veriyorum.
İstiyorsan bütün gün yataktan kalkma. Odanın kapısını dahi aralamayacağım. İstersen hiç bir şey yeme içme. Zorla ağzına bir şeyler tıkmayacağım. İstersen bütün gün hıçkıra hıçkıra ağla. Seni avutmayacak, ağlama demeyecek ve bunun için sana kızmayacağım.
3 ay süren var. İstersen kalkar durmadan gezersin. İstersen sabahlara kadar içer sonra bilmediğin mekanların tuvaletlerine kusarsın. Kimin kollarına atarsın kendini, kimden medet umarsın bilmem. Ama söz karışmayacağım sana. Düştün mü yere? Tutup kolundan kaldırmayacağım. Merhamet etmeyeceğim sana söz. Serbest bırakacağım seni!
Ama bu 3 aylık süre bittiğinde karşına dikileceğim. Sen kendinde değilsen seni çok pis sirkeleyeceğim. Kollarından tutup sarsacak ve seni kendine getireceğim. Ya bunu kendin başarırsın ya da benim gazabıma maruz kalırsın. Sen bilirsin... Ama 3 ayın var önünde. Koskocaman ve de göz açıp kapayıncaya kadar geçecek olan 3 ay var önünde.
Hadi şimdi yıkıl karşımdan. Selametle... "
Dokunmadım kendime. Uzaktan izledim öylece. Bir annenin laf dinlemeyen çocuğunu pazar ortasında bırakıp bir yere saklanıp onu izlemesi gibi... Önce yatağa girmeye ve çıkmamaya niyetlendi baktım. Yapamadı sıkıldı. "Gününü gün etmeyen piç olsun." dedi kalktı giyindi. Düştü yollara. İzmir, Ankara, İstanbul arası yolları arşınladı. "Tanıyabileceğim kadar çok insan tanıyacağım" dedi. Gitti tanıştı. Yeni yerler gördü. Güldü bol bol. İçi ağladı tabi ama baktım çaktırmadı çok.
İçti... İçti, içti, kustu biraz. Bazen içmeden kustu. Bir şeyler duydu, kustu. Bir şeyler gördü, kustu. Yemedi pek bişi. Yemedikçe kustu. Az biraz kilo verdi ama baktım yakıştırdı da kendine. Kendine hüznü yakıştırabilen çok az insan varmış. Aynada gördüm ben onu. Kendine sustu ama başkalarına çenesi düştü. Hata yapmadı değil. Ama bende yani kendinde değildi hoş gördüm.
Sonra baktım 3 ayın sonunda o geldi tıpış tıpış. Ben "iyiyim" dedi. İyiyim en sık söylenen yalanmış ya gözlerinde gördüm. Baktım elinde bir kitap. "Benim verilmiş sadakam varmış" dedi. Döndü yüzünü güneydoğuya...
Bir kaç gün sonra çalışmaya başladı. Eski de kalan bir dostu yeniden buldu baktım. Tuttular birbirlerinin ellerinden. Şükretti. O hep isyan ettiği 9-6 çalışmaya girişmedi. Hem eğlenip hem çalışacak ortamını buldu, sokuldu. Fotoğraflarına kavuştu. Şarkıların sesini açtı. Hatta baktım bir gün şarkı söylemeye başladı. O arada kendini üzenleri de temizledi etrafından. Bi derlendi toparlandı.
Sonra bir gün baktım 10 sene öncesinde bırakın yarım kalmayı asla başlamaya fırsat bulamamış o aşkı buldu. Korktu tabi korkmadı değil. Ama küçük bir bebeğin ilk adımını atmak için elini uzanıp bir yere tutunması gibi tutundu. Kalktı ayağa. Şimdi tay tay duruyor. Düştü düşecek gibi sarsılıyor. Ama etrafındakilere de gülücük saçmayı ihmal etmiyor.
Hayat evet garip. Ama devam ediyor. Yeniden... O'ndan size merhaba...
Ekim 19, 2012
Sen susmanın en ben hali nasıldır, hiç bilir miydin?
Ben ki "şarkı"larımı hiç bir zaman kenara itmemiştim. Şimdi elimin tersiyle silerken gözlerimi yine aynı şekilde itiyorum her şeyi bir kenara. Dinlemek, duymak, söylemek istemiyorum onları. Ama elimde de değil özlüyorum melodilerini. Bir de son zamanlarda kendimle ilgili yeni bir şey fark ettim.
Meğer ben ne de güzel susuyormuşum...
Eylül 17, 2012
Bu da gol değilmiş lan!
Yine döndük dolaştık ve aynı yere geldik ya lan! Pencereden kafamı uzatıp ve belime kadar sarkarak Sadri baba gibi bağırasım geliyor " Bu da mı gol değil lan? Bu da mı gol değil?" Bu işte bir gariplik var hocam. Bazen kendimi şuurunu kaybedip Türkiye'de futbol oynamaya gelmiş Messi olarak görüyorum. Satranç kafası zekiliğinde paslar veriyorum karşımda bunu anlayıp golü çakacak herif yok. Murat'ın da dediği gibi "Canımızı yakarlar!" ve "Bunu yaparken de öyle büyük bir zevk alırlar ki var ya, sen ben dönüp orta hakeme bakmayız bile. Niye biliyor musun? Çünkü o bizim için apaçık bir penaltıdır. Ama onlar oynamaya devam ederler işte. Sen tevazu yaparsın onlar gerçek zannederler. Sen aman efendiliğimi bozmayım onca yaşanmışlık var dersin onlar pısıyorsun zannederler"
Vallaha da billaha da bu işte bir gariplik var hocam. Yoksa hiç bir mantığı ve açıklaması yok gözümde dün ellerinde olan bir şeyin bugün senden çok uzaklarda olmasının. "Hayat" diye de bir şey koymuşlar bu durumun adını. Ve bahanelerin en saçmasını döşemişler önüme "Hayat işte, ne yaparsın" diye. "Hayatın acı gerçekleri kızım" gibi bir de teselli cümlesi bulmuşlar ki akıllara zarar. Bu ne lan? Neyin peşindesiniz siz olm?
Anlamıyorum aga. Basmıyor benim kafam. Düşündükçe un ufak oluyorum. Kırılıyor bir şeyler içimde. Gözümden yaş aktığını farkediyorum bazen. Halbuki bana sorsan ağlamıyorum o sırada. Hatta ağlamadığıma o kadar eminim ki, aynaya gidip bakmasam ekmek kuran çarpsın diye yemin bile edebilirim ağlamadığıma o derece.
Şimdi nasıl inanmalı, nasıl güvenmeli yeniden birine bilmiyorum. Ben bir yerde bir şeyleri sanırım yanlış yapıyorum. İyi niyetten hep aga. İyilikten maraz doğar dedikleri böyle bir şey herhalde. Kodlama hatası var benim beynimde. Tanrı beni yaratırken bazı parçaları eksik bırakmış. Karşıma çıkanlar da hep eğlencesine paramparça ettiler beni. Zaten hiç beceremem o tamir işlerini ya, kendimi her toparladığımda hep fazladan 2 vida kaldı avuçlarımda. Eksile eksile de bu hale geldim işte ben. İçim boşaldı artık. Boşlukta yankılanıyor beynimden geçen sesler. Kuru gürültü nedir ben asıl bu sesleri duymaya başladıkça öğrendim.
Şimdi bana diyorlar ki, yeniden başlamalı ve bırakmamalısın kendini. Gelen geçen programıma error verdiriyor sonra reseti yiyen ben oluyorum. Yapmayın lan bozulurum bak, diyemiyorum. Yakında hurdaya çıkaracaklar ona üzülüyorum.
Ben oturup artık kendime ağlamak istemiyorum lan. Günlerdir sokaklardayım. O bar senin bu bar benim. Rakı muhabbetleri, alışveriş seansları, yeni insanlar, yeni muhabbetler... Olmuyor işte. Kaybolan oyuncağını al bak bulduk diyip aynı oyuncağın yenisini getiren anne babaya "Bu benim oyuncağım değil" der gibi ağlayasım bağırasım ve haykırasım geliyor herkese. Onu da yapamıyorum.
Kızgınlık mı, şaşkınlık mı, hüzün mü, özlem mi ne olduğunu bilmediğim bir şeyler var içimde. Karman çorman her şey. İçimdeki o mantıklı yan "Topla çabuk o odanı" diyen anne gibi bağırıyor beynimde. Toplamaya gücüm yok. Her şeyi halının altına sürüklüyorum ve işin ilginç yanı bunu yaparken o oluşan dev kütleye gün gelip takılacağımı ve bir yerimi kırana kadar ordan oraya yuvarlanacağımı da biliyorum.
Anlayacağınız bu da gol değilmiş lan. Bu da gol değilmiş. Merhaba, ben hala aynı ben.
hadi baştan başlayalım
"Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz, bir şeyler ters gider ve böylelikle her şey yolundayken bunun kıymetini anlayabilirsiniz, yalanlara inanırsınız ve sonunda kendinizden başka kimseye güvenmemeniz gerektiğini anlarsınız; ve bazen iyi şeyler biter ki daha iyileri başlayabilsin."
Şimdi aynen onun düşündüğü gibi düşünüyorum. Sonum ona benzemesin...
Ağustos 20, 2012
tüm gün kusuyorum şimdi. hem de hiç bir şey yemeden.
o gün bize geldiğinde ayakların kokuyordu. çıkarsana çorabını demiştim sana. içerden kardeşimin temiz çoraplarından verip senin kokan çoraplarını elimde yıkayıp asıvermiştim hemen kurusunlar diye. bir keresinde de ayağının serçe parmağı nasır olmuştu. haftalarca oflayıp puflayıp gezinmiştinde de kimseye dokundurtmamıştın. sonra ben yavaş yavaş acıtmadan ellerimle almıştım o nasırı ve mikrop kapma diye de basmıştım tentürdiyotu. ve yanmasın canın diye de tüm nefesim tükenene kadar üflemiştim...
hani gittiğimiz o saçma filmde diyordu ya "insan sevdiğinin çapağından iğrenirmiymiş hiç?" diye...
oysaki ben iğrenmemiştim hiç senden. peki niye şimdi yaptıkların ve söylediklerin midemi bu kadar çok bulandırıyor ki?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
