Bu sabah uyandığımda yağmur günaydın dedi ilk olarak. Nisan yağmurları kendini göstermişti sabah sabah. Biraz yatakta mırın kırın ettikten sonra, kalktım. Bizimkiler hala horul horul uyuyordu. Çayı demledim, kahvaltılıkları çıkardım, sonra da televizyonun karşısına kurulup her hafta sonu kalkar kalkmaz yaptığım gibi çizgi filmlerimi izlemeye koyuldum.
Kahvaltıdan sonra dünden sözleştiğim kuzeni aradım ne yapıyoruz diye. O çalışma hayatına yeni atıldığından ve yağmurun da vermiş olduğu bezginlikten satışı koydu tabi. Bir o odaya bir öbür odaya karnımı kaşıya kaşıya gezindim. Yağmur durmadan yağıyordu. Bir müddet pencere önünde takıldıktan sonra kalkıp giyindim ve şemsiyemi alıp çıktığım sokağa.
Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm...
İnsanları seyrettim bir müddet şemsiyemin altından. Cafe'leri hınca hınç doldurmuş insanlara baktım. Vitrinlere göz gezdirdim içeri girmeden. Tamam bir kaç yer hariç. Sırt çantası baktım kendime Londra seyhati için. Orda fazlasıyla lazım olacak diye...
Sonra kitapçılara girip çıkmaya başladım. Tek tek tüm rafların önünde durdum, inceledim her bir kitabı. Sahaf, 2. el kitap satan dükkanlar... Hepsine girdim tek tek. Hiç bir kitabı da almadan çıktım bir çoğundan. Çünkü aradığım bir kitap vardı zaten. Daha önce "Penguenler de piknik mi yaparmış" yazısı ile Burak'ın aklıma düşürdüğü Andrey Kurkov'un Buz Üstünde Piknik kitabı. Gerçi bana internetten bir link atmıştı kitabın olduğu ama internetten alışveriş yapmayı sevmeyenlerden biri olarak onu bulamama ihtimalime karşı kenarda tutuyordum.
Hiç bir yerde yoktu kitap! Kimisi imkansız dedi. Kimisi duymamıştı. Kimisi pek ilgilenmedi bile. Sonra bir dükkana girdim izbe bir sokakta. Daha girerken yaşlıca bir amca kapıda karşıladı beni. "Şemsiyemi nereye bırakayım" dedim. "Fark etmez kapı önüne koyabilirsiniz" dedi. Kafamı çevirip baktım yerde boş bir meyve kasası vardı, onun içine bıraktım şemsiyeyi. Adam gülümsedi, sabah atarım diye koymuştum ama iyi fikir dedi. Dükkana daha adım atar atmaz eski kitap kokusu doluyordu insanın burnuna. Sarı ışığın aydınlattığı dükkanda sözsüz ama ortama uygun bir müzik çalıyordu. Adama dönüp "Ben bir kitap arıyorum. Ama sanırım o kitap sizin dükkanınızda" dedim. Adam gülümsedi yine, "Öyle mi? Hangi kitap, hemen bulalım size." dedi.
"İletişim Yayınlarından 2000 yılında çıkmış bir kitap. Andrey Kurkov - Buz üstünde piknik" dedim. Hemen kapının yanındaki uzunca masanın ardındaki küçük kıza harf sırasına göre dizilmiş kitaplar arasından bakıp yardımcı olmasını söyledi. Kızla birlikte arka taraflara ilerledik. Uzunca bir müddet baktıktan sonra bulamadık kitabı. Adam gülümseyip "Çok zor bulmanız, yardımcı olamadık" dedi.
"Ama o kitap burda bir yerlerde. Teşekkür ederim. Ben biraz dolanayım" dedim. Adam şaşkın baktı yüzüme. "Hissiyatınıza güveniyorsunuz sanırım. Biraz daha bakalım." dedi. "Kapıdan içeri girmeden önce o kitap beni bu dükkandan çağırdı, eminim burda" dedim gülümseyip. Adam deli olduğumu mu düşündü bilmiyorum ama masasına doğru ilerledi. Bir müddet sonra, ben raflardaki sıralarını kaybetmemeye dikkat ederek incelediğim kitapların kokusunda kaybolmuşken sesini duydum adamın, telefonla konuşuyordu. Benim aradığım kitabı ve diğer müşterilerin sorduğu bir kaç kitabı soruyordu telefonda birine. Bir kaç dakika sonra yanıma geldi.
"Bizim arkadaş burda olduğu günlerde gün boyu hepi topu 2 kitap satar anca. Sanırım sizin kitabı anımsıyor ama satıp satmadığından emin değil. Umarım satmayı becerebildiği 2 kitaptan biri o değildir" dedi.
Birlikte arka tarafa gittik tekrar. Üst üste yığılmış kitapları tek tek çıkarmaya başladık rafların gerisinden. Onlarca kitabı yığmışken ortalığa "Sanırım sizi bu dükkana çağıran kitap bu, öyle mi?" dedi adam, yüzünde benimki kadar olmasa da benimkine yakın bir neşe ile. "Evet! Ta kendisi." dedim zaferle.
Robyn Sisman'ın Paris'te Bir Hafta Sonu isimli kitabı. İçlerini açıp açıp koklarken kitapları ilk sayfasına yazılmış "Canım kızıma" yazısı takılmıştı gözüme. "Sevgilerle Zeliş 25/09/04" diye imzalamıştı bir anne. Şimdi Zeliş Hanım'ın kızına aldığı o kitap Penguen Mişa ile birlikte benim evime geldi. Kokularını getirdiler odama, dışarıdaysa hala inceden bir yağmur var (:
4 yorum:
:) nasıl hissettin ya o kitabın orda olduğunu? belki de kitap büyülü seni oraya, kendisine çekmiş.
olabilir (: evren diyelim. o kitabın orda olduğuna inandırdım kendimi içeri girerken ve o kitap ordaymış gibi davrandım ((: bir de evren pozitif düşünce safsata derler ((: bilinç evrenin programa dilidir ben bunu bilir bunu sölerim ((:
:-) cok sevindim.. hem de cok.. (-:
ben de (: khaled hosseini'nin bin muhteşem güneş'ini bitirir bitirmez hemen onu okuyacağım (:
Yorum Gönder