Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Kasım 13, 2009

Güneş ışığında dans eden tozlar



Güneşli bir pazar günüydü.  Bütün pazarlar güneşliydi tabi o zaman. Küçük bir odada dağınık bir yatağın üstünde televizyona karşı uzanıyorduk. İçim sıkılıyordu. Haftanın 6 günü kapalı bir odada çalışıyorken bana kalan o pazar gününde dışarda olmayı istiyordum. O elinde kumanda o kanaldan o kanala gezinirken, ben güneşliğin arasından sızan şerit şeklindeki gün ışığında dans eden tozları izliyordum .

“Hadi dışarı çıkalım biraz” dedim. Çenesini yasladığı omzumdan kaldırıp “Boşver ne güzel yatıyoruz işte, yorgunum” dedi. Dans eden tozlarıma geri döndürdüm bakışlarımı.

Telefonum çaldı o sırada. Kolumu arkaya uzatıp komidinden aldım telefonu. Başka bir şehirde yaşayan, uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım arıyordu. “Naber lan?” dedim açıp. “İstanbuldayız biz” dedi karşımdaki ses.

 “Nasıl ya?? Kim kim?”

“Hepimiz işte! Napıyosun, işin var mı? Hadi seni de alalım”

“ Yok bi işim olm. Süpermiş. Alın tabi lan.”

Telefonu kapattım. Hızlıca kalkıp üstümü değiştirmeye başladım. Ona dönüp, “Madem sen yorgunsun çıkmak istemiyorsun benim arkadaşlar gelmiş. Onların yanına gidiyorum ben de.” dedim.  Sormadım bile gelir misin diye. Çünkü aklıma gelmedi sormak. Neden bilmiyorum… Sormadım…

Telefonu kapatmamdan sadece 10 dakika kadar geçmişti, giyinmiş merdivenlerden iniyordum. Kapıda dikiliyordu öylece. Bir eli kapıda, bir eli kapı eşiğinde…

“Akşam gelir misin?” dedi. “Bilmem bekleme. Gelirsem ararım” dedim.

“İyi eğlenceler” dedi.

Saol dediğimde ise artık bir alt kattaydım ve yukarı doğru seslenir vaziyette çıkmıştı ağzımdan o kelime…


O gün, onu o evde bırakıp çıktım… Yorgunluğuyla ve pazar günlerini evde geçirmekten hoşlanan kendisi ile başbaşa… Benden sonra ne yaptı bilmiyorum ama ben o gün eğlenmiştim… Akşam onun yanına dönüp dönmediğimi hatırlamıyorum. Ama seneler sonra beni terk etmesine uydurabildiğim en güzel bahane bir tek bu geliyor aklıma… Yaptığım ve yapabileceğim en büyük öküzlük bir tek bu var aklımda kalan…

Ve ne garip ilk başlarda “acaba o gün onu orda yalnız bırakmasamıydım lan?” diye sorduğum sorunun cevabı şimdi beynimin içinde çok net.


“Pişman değilim” hakim bey…




3 yorum:

Burak Kara dedi ki...

Bir ara yaptığım gibi lafı uzatmıştım yine, sildim sonra, gerek yoktu...

Uzun lafın kısası: Zaten değer mi hiç o güzel canını üzdüğüne?

Hem ne demişti Gülten Akın, o ince şiirinin sonunda bile:
"bir gün birileri öte geçelerden
ıslık çalarlar, yanıt veririz"

Hep Gülümse! :)

Antartika Konsolosu dedi ki...

kendimi üzdüğüme değip değmediğini bilemem de, geçmiş geçmiş de kalır. bugüne taşımanın bi anlamı yok (:

Burak Kara dedi ki...

kesinlikle.. :)

"Bir Dur Densin"