Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Ekim 18, 2009

Pazar Akşamı Sendromu

Öyle... Bazı bazı gelir ve yerleşir göğsümün üstüne bu durum. Pazar olur günlerden mesela. Edilen sabah kahvaltısının ardından hava güzelse ya ailecek yada arkadaşlarla yapılan ufak çaplı geziler, piknikler, eğlenceler yerini buharlı bir evde oturmaya bırakır.

Mutfakta tencere kaynar, mutfak camı buğulu...

Odada ütü yapılır, odanın camı buğulu...

Pazar akşamı banyosu yapılır, banyo camı ve aynası buğulu...

Ev çamaşır kokar en basitinden. Televizyonda haberler açıktır hep. Yapılmamış ödevlerin telaşı vardır bir çocuğun içinde mesela... Kolalı yakalar sarkar sandalyelerin kenarlarından. Ve saçını kendi başına taramaya çalışan bir kız çocuğunun anlamsız uf pufu duyulur kenardan.

Pazar akşamlarının garip bir buğusu vardır böyle. Evin neminde ıslanır ciğerlerin işte...



Yine bir pazar akşamı. Mutfakta tencere kaynamıyor. Çünkü fırının içinde dondurulmuş pizzalar ısınıyor. Sabahtan kalma bir tabak patates kızartması var üstü sarpaklanmış. Dolapta dün akşamdan kalan votka, asiti kaçmış yedigün kan portakalı ve kola. Çerezler, fıstıklar, bademler, çikolatalar...  Buğu yok yani camlarda...

Evin içi çamaşır kokmuyor. Kirli sepetinin içi beyazlar, renkliler, siyahlar diye ayrılmayı bekleyen çamaşırlarla dolu. Gömlek olmadığı sürece de kimse ütüye dokunmuyor. Zaten evde kimse yok. Ben dokunmuyorum... Gömlek de giymiyorum. İşim yok, kotumu ütüleyecek de halim yok... Zaten kimse banyo da yapmadı henüz. Aynalarda buğu da yok.

Ama benim içime yine bir pazar akşamı sendromu peydah oldu. Sanki birazdan kapı çalacak evin içi kalabalık olacakmış gibi. Banyo sırası için kardeşimle kavga edecekmişim gibi. Babamla haberlerdeki bir şeyi tartışacak, annemin yaptığı salatadan salatalıkları aşıracakmışım gibi...


Yalnızlık zor. İşsizlik zor. Sanırım şu pazar akşamı camlardaki buğuyu özledim...


2 yorum:

khaos dedi ki...

hangi günü sevmediğimi sorsan,
gerçi sormadan ama,

hemen

"pazar" derdim..

neyseki bitti sanırım:)

Antartika Konsolosu dedi ki...

aslında pazar sabahlarını çok seviyorum. huzurlu geliyo bana. ama akşam oldu mu 180 derece değişebiliyor herşey gözümde (:

"Bir Dur Densin"