Uzun zamandır susuyorum. İşsizliğimin geldiği son noktanın artık garip bir adamsendeciliğe dönüşmeye başladığını geçen gün yazmıştım bir karikatür resminin hemen altında. İnternette oraya buraya sürekli cv yollamak da kar etmiyor artık. Çünkü öyle bir meslek dalını okudum ki üniversitede 17 yaşında birini kimsenin aklından uyarmak dahi geçmedi o dönemde. Gerçi kim uyaracak allah aşkına? Annemler sırf dışarıda okumayayım diye yaptığım 16 tercihi benden gizli 18e yükseltmişler ve ben 17. tercihime yani Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümüne girdim. Lisede hiç çalışmamıştım ÖSS denen illete. Çünkü benim dönemimde okul notunda çok önemliydi. Bir sene evde kafam rahat hazırlanırım diye düşünmüştüm. Evet ben çok zeki bir insanım ki çalışmadığım halde 4 yıllık olan bu bölümü kazandım (: Tamamen şans arkadaşlar.Bu ülkede zekanın yanında bir de şansa ihtiyacınız var maalesef.
Ben daha bir psikoloji üzerine okumayı isterken bu bölüme girdim. Severek okudum o ayrı. Okurken her şey pek bir güzel. Ama gelin görünki iş ÖSS kazanmakla bitmiyor. Artık günümüzde herkes öyle yada böyle üniversite okuyor zaten. Peki ya iş bulmak? Bir çok bölümü okuduktan sonra iş sahan olmadığı için başka meslek yapıyorsun. Ve yine bu ülkede kimse okuduğu bölümün mesleğini yapmıyor. Ne acı değil mi? Olay yeni üniversiteler kurmakla ve kurulu olan hali hazırdaki üniversitelere yeni bölümler eklemele bitmiyor.Mezun olunduktan sonra onca insana iş imkanı sağlamak gerekiyor.
Geçen akşam bloglar arasında gezinirken izlediğim bir blogta yeni bir yazıya denk geldim. Mehmet ortaç'a ait Bir iletişimcinin günlüğü isimli blog isim itibari ile dikkatimi çekmiş ve blogu izlemeye almıştım. Mehmet yazısında öyle bir şeyden bahsetmişki tam can evimden vurdu beni diyebilirim. (Yazı için burdan : İletişim Sektörüne Düzenleme Gerekli )
Ben de içimi döktüm biraz tabi (: Bu bir çığlıktı onun da dediği gibi. Yaptığım yorum belki de bir çoğumuzun içinden kopup gelen bir serzenişti. Kendisi de bu durumu sağolsun ayrı bir paragrafa dökmüş. Yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Durum bu. Orayı da okuduğunuzda anlayacaksınız. Çabamız ne peki? 84 kayıp kuşak diye bir tabirimiz vardı bizim. Bizler kaybolup gitmemek için hala daha çaba sarf ediyoruz. Eğer bir şekilde bunu başarırsak bizden sonra gelen kuşaklar da kaybolup gitmeyecektir.
Türkiyedeki şirketlerin artık Halkla İlişkiler ve İletişimin gerçekten ne anlam ifade ettiğini anlamasını istiyoruz. Üniversitede edindiğimiz bilgileri deneyime dönüştürmek istiyoruz. Her şeyi bilmiyorum. Bildiğimi de hiç bir zaman iddia etmedim. Ama iddia edeceğim bir şey varsa o da öğrenmeye ve yeniliklere açık olduğumdur.
Biz genç nesil aslında çok zekiyiz. Sürekli öğrenmeye de açığız. Deneyim edinebileceğimiz imkanlar yaratılsın bize. İstediğimiz aslında çok bir şey değil...
Teşekkürler Mehmet (:

2 yorum:
Benzer şeyler yaşıyoruz ben de pek de can atmadığım halde halkla ilişkiler okudum,dediğin gibi aslında okurken çok zevkli ama iş bulma safhası çile!okulu bitirdiğimden beri mesleğimi yapmadım&yapamadım şu araalrda işsizim malesef.nedense bizim işimizi iletişim falan okumamış biraz ağzı laf yapan,pirezentabıl bol makyajlı kokoş hanımlar üstleniyo ee peki biz napıcaz?
İletişimci olmak için mektepli yoksa alaylı mı olunmalı?
Genelde oyuncular için sorulan bu soru aslında bizim içinde geçerli. Ağzın laf yapması yeterli mi acaba?
Ağzın laf yapması elbette önemli ama boş bir beyin bir ağıza ne kadar laf yaptırabilir tartışılması bile gereksiz olan soru bu aslında. Cevap gayet açık.
Benim gibi ne çok insan var. Görmek aslında daha çok canımı yaktı. Umarım en kısa sürede sen de iş bulursun. Halkla ilişkilerci mi olursun yoksa başka bir şey mi orası tamamen şans zaten...
Yorum Gönder