Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Haziran 07, 2011

Nane nane nane

Döndüm dolaştım, tilki misali kürkçü dükkanıma geri döndüm. Son 5-6 gece öyle farklı yerlerde kaldım ki şuan şu saatte evde olabilmeyi bünyem biraz yadırgadı sanırım. Sabah kendi yatağımda gözümü açtığımda saniyenin onda birinde de olsa nerdeyim ben diye sordum kendime. Hazır naneli limonatamı yanıma alıp arka balkona kurulmuşken geçen hafta sözünü verdiğim "sildiğim ne varsa toparlayacağım" olayını yerine getireyim... Bakmayın siz öyle toparlayacağım dediğime, her şey aslında öyle dağınık ki zihnimde, o yüzden bu karman çorman bir yazı olacaktır, bak baştan uyarayım



"Burayı Hiç Özlüyor musun?"

Geçen hafta alıp çantamı doğduğum şehre gittim. Ömrümün 22 senesinin geçtiği o şehirde bütün yüzler neredeyse yabancı şimdi. Gerçi belli aralıklarla mutlaka gidiyorum oraya. Ama her gittiğimde daha bir farklı geliyor şehir bana. O pineklediğim cafelerde hep yeni yetmeler. Yüzler değişmiş, yerler değişmiş, muhabbetler değişmiş... Bu yerlerden birinde arkadaşla oturup çayımızı yudumlarken masamızdaki yeni tanıştığım biri bana "Burayı hiç özlediğin oluyor mu?" diye sordu. Aslında bu sorusuna kısa bir kekeleme sonrası hemen cevap verdim sayılır. Ancak ona cevap vermeden önce sanki yüzlerce yıl o sorunun cevabını düşünmüşüm gibi geldi bana. Cevabımsa o kadar kısa ve netti ki, sesimdeki tonlamaya dikkat etmeyen biri için gayet üstün körü verilmiş bir cevap bile sayılabilirdi bu. "Bazen" demiştim cevap olarak. Ama bazen özlüyorum ve hemen geçiyor bu özlem gibi değildi söylemek istediğim. Bazen öyle şeyler oluyordu ki bir an her şeyden kaçıp anne karnına dönmek ister gibi o şehre dönmek istiyordum. Ama nasıl ki çıkmışsın bir kere, geri dönüşü yoksa artık öyle geliyor bana geri dönmek. Oysa ki ölüm olmadığı sürece insan her yere gidebilir de dönebilir de.... Neyse... Orda yediğim içtiğim her şey bana kalsın ama gördüklerimi de kendime saklıyorum. Ve geçiyorum...


Tanıştırayım : Şakir ve Uche

Ege'den döndükten sonra biraz kendimi konuşmaya kapadığımdan bir çok şeyi es geçmiştim. Ama hazır fırsat bulduk iki fotoğraf paylaşayım. Birisi daha önce bahsettiğim evcil olmayan hayvanım Şakir. Pek sevimliydi. Evde görüp telaş yapan annem sağolsun kendisini evden kovmuştu. Diğeri de her ne kadar nokta gibi gözükse de sevgili uçurtmam Uche...
















Ööööffff sıkıldım yaaa. Devam etmeyeceğim yazıya. Yaz bıkkınlığı mıdır nedir? Kitap aldım en son ayrı bir başlıkta onu yazıp çıkacağım o zaman. Kıl mıyım, tüy müyüm, yumak mıyım neyim di mi? Valla her ne kadar balkon sefası yapıyorum da desem çekilmiyor bu sıcakta laptop sıcağı... Daha vardı yazacağım şeyler. Hiç bir şeyi toparlamayacağım. Bıraktım dağınık kalsınlar (:

2 yorum:

Burak Kara dedi ki...

yaz-sicak pek sevmem, anlatmistim bir ara:


Kış yazdan yeğdir


kuzeye kactim, bir nebze huzur icin, ama isinan küresi batsin, gelip burada da buluyor beni sicaklar.. :(

Yaz gecsin, serin gecsin diye dualara cikasim var; ama imânim yok.. :D

Antartika Konsolosu dedi ki...

valla ne kış ne yaz mevsimlerin en güzeli ilkbahardır. şimdi yazına dikkat ettim de "mayıs" demişsin ısrarla ((: geçen gün de aynını ben söyledim blogta. mayıs bir başkadır. yaz desen değil, bahar desen değil... mayıs üşütmez seni. ürpersen bile ince bir hırka yeter seni sarmalamaya. (:

öyle işte. laptobımdan nefret etme dönemim başladı kendisini gece serinliğinde kullanacağım artık (:

"Bir Dur Densin"