Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Haziran 08, 2011

Gerçek : Pinokyo daha rahat yalan söylebilmek için insan olmak istedi

Bu sefer de Nil'den bir mim gelmiş. Son 1 aydır öyle bir durum içine düştüm ki aslında bu mim gelmese de yalan hakkında bir kaç şey zırvalayacaktım zaten.

Yalanlar bir süre sonra iplerimiz oluveriyor ve en sonunda onlar bizi yönetmeye başlıyor. Unutmayın.


Heralde şu dünya üzerinde pinokyoyu tanımayan yoktur. Hani o her yalan söylediğinde burnu uzayan, insan olmak için çırpınıp duran yaramaz kukla... İnanın bana, derdi en güzel meyvelerden yiyip onların tadına doya doya varmak değil. Onun derdi kimseye yalan söylediğini çaktırmadan rahat rahat sallayabilmek.

Hepimiz yalan söylüyoruz. "Ben hiç yalan söylemem" diyen ise yalancıların en büyüğü ve en zararlısıdır. Kendini nesli tükenmiş bir canlı gibi göstermene gerek yok. Sen de söylüyorsun yalan, ben de, o da... Sabah "5 dakika daha" diye diye 10 kez saatin alarmını susturan ve işe gidince "Otobüs arıza yaptı, lastik patladı, çok trafik vardı" gibi onlarca yalanı anında sıralayan sen değil misin? Aslında benim gibi düşünenler bu duruma bir kulp uydurmuş elbet. "Beyaz Yalan" denen bir şey var değil mi? Beyaz, siyah yada gri... Yalan, yalandır işte. Ötesi yok. 

Sadece bazı yalanlar çok can acıtıyor be. Bir insanın ardından gizli kapaklı işler çevirmek, onu saf - salak yerine koymak, özellikle de yalan yere verdiğin bir sözü sonucunda tutmayacak olmak... Eğer söylenen yalan öyle yada böyle bir şekilde şekil değiştirip aldatmacaya, hainliğe, kalleşliğe, şerefsizliğe dönüşürse kötüdür. Yoksa yalan, yalandır işte. 

Çoğumuzun "hayatı yalan"dır. Bazen bazılarımızın "hayalleri yalan" olur. Ailemize yalan söyleriz arkadaşımızla gezmek için, öğretmene yalan söyleriz yapmadığımız bir ödev için, patrona yalan söyleriz geç kaldığımızdan... Aslında yalan söyleyebilmek bile bir zeka pırıltısıdır çoğu zaman. En iyi yalanlar en zeki insanlardan çıkar. Politika zeka işidir mesela. Bu sebepten politikacılar çok iyi yalan söylerler. Son dönem politikacıları için geçerli değil tabi bu. Şimdikiler yalan söylediğinde o kadar belli ediyor ki bunu, bu sebepten çoğu insanın dilinde afedersiniz ama taşak oğlanına döndüler. Ama yalan söylemek ne kadar zeka işi ise o yalana inanmak da o kadar zeka işi... Kimse kusura bakmasın, az biraz pırıltı yoksa senin gözünde ben sana "ben aslında supermanim" desem de inanırsın.

Yalan söylemeyenimiz yok. Çünkü yalan cesaret gerektirmez. O yüzden doğruyu söyleyebilen çok az insan var yer yüzünde. Doğruyu söyleyebilmektir asıl cesaret işi. Çünkü yalanlar kadar doğrular da can yakar. Tek fark yalan farkedilene kadar uzun bir süreç geçti ise yarası daha ağır olur. Doğru ise o an çok acıtır ama zamanla açtığı yara daha çabuk kapanır. Kendini avutacak bir çok şey bulur, asıl konuya daha iyi odaklanırsın. Ama yalan söz konusu olduğunda, olayın haricinde bir de böyle bir şeye nasıl inanabildiğin konusunda kendinle hesaplaşırsın, ki insan asıl kendiyle hesaplaşırken en ağır faturayı öder...


Ben de çok yalan söylemişimdir. Hepiniz gibi... Aileme yalan söyleyip Antalya'da açmışımdır gözümü, patrona doktora gideceğim diyip başka bir şehre gezmeye gitmişimdir, arkadaşıma yalan söylemişimdir yanına gitmemek için, eğer çok yorgunsam ve o da bundan anlamıyorsa...

Ama ben o "Beyaz Yalan"cılardan oldum hep. Sevmiyorsam seviyorum demedim. Tutamayacaksam o sözü asla kimseye vermedim. Ama bazen yine de öyle yalanlar söyledim ki, en çok benim canım acıdı. En ağırı da son 1 aydır ısrarla her gün söylemeye devam ettiğim o "Bu konuda hiç bir şey bilmiyorum" yalanı... Her şeyi bilip de birine ısrarla "Bilmiyorum" demek. O kızarken, acı çekerken, ısrarla ona gerçekleri "kendi iyiliği" için anlatamamak... 

Bizler ne kadar da meraklıyız başka insanların "kendi iyiliği"nin ne olduğuna kafamıza göre karar vermeye... Oysaki geçmiş dönemde benim de çok isyanım olmuştur bu konuda. Bir gün karşımdakine "Sen benim iyiliğime olan şeyin ne olduğunu benden iyi bilemezsin!" diye bas bas bağırdığımı hiç unutmadım. Ama şu aşamada bu yalanı söylememi isteyen, o kişiye benden 1 derece daha yakın olduğundan, onun  bu "beyaz yalanına" saygı duyup , onu desteklemem gerekiyor hepsi bu. 

Kolay olanı seçtim ben yine. Cesaretim olmadığından. "Bilmiyorum" demek yalandan beter. Çünkü bilmiyorum'dan sonra gelen her kelime boş ve avutmaz zırvalıklar bütünü, hepsi bu...

Yalan da tıpkı diğer her şey gibi insanlara has bir şey. Her yalan yakar canı. Kimi zaman söyleyeni yakar kimi zaman söyleneni, kimisi iğne batması kadar yakar kimisi kurşun kadar... Bu yüzden pinokyo insan olmak istedi işte. Kimse yalan söylediğini fiziksel olarak görmesin... Çünkü yalan ruhsal bir acıdır. Kimseler görmez, anlamaz. Ama hesap edilmeyen, yalanların onarılmaz yaralar bıraktığıdır geride. Ama buna da kulpumuz var "Hepimiz insanız sonuçta"


4 yorum:

mefisto dedi ki...

"biri bir yalan söyler durumu kurtarır.
biri de bir doğru söyler, durumu batırır." demiş özdemir asaf. seninki böyle bir şey sanırım. garip olan, yalan ve gerçeğin fazla sıkı fıkı kavramlar olması. öyle bir an geliyor ki, birbirlerinin yerine çok rahat geçebiliyor, birbirlerinden kana kana beslenebiliyorlar. kafamızın bunca karışmasının tek sebebi bu sanırım. ve evet, herkes biraz yalancıdır.

Sam Scarlet dedi ki...

"Sen benim iyiliğime olan şeyin ne olduğunu benden iyi bilemezsin!"

aynen öyle.

Antartika Konsolosu dedi ki...

çok doğru söylemiş. aslında önemli olan ikisi arasındaki dengeyi sağlayabilmek. bunda da ne kadar başarılı olabilirsek artık...

Cessie dedi ki...

Gerçek : Pinokyo daha rahat yalan söylebilmek için insan olmak istedi

Mükemmel tespit!

"Bir Dur Densin"