Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Mart 28, 2010

Bunca yıl sonra...

O kadar emindim ki, bir gün bir yerlerde görecektim onu. Böyle yolda yada herhangi bir mekanda karşılaşıverecektik. Belki İstanbul'da, belki başka şehirde, belki Türkiye'de bile değil bambaşka bir ülkede... Ama öyle bir gün gelecekti ki görecektik birbirimizi.

Hep sorardım kendime :  Ne hissederim acaba? Nasıl karşılaşırız? Ne yaparım? O ne yapar?

Cevabını bulamadığım onca soru bir anda nihayete kavuşuverdi dün akşam üstü... Caddede  otururken, en koyu dost muhabbetinin en kahkahalı anında çıkıverdi karşıma. Öylece yürüyüp yanımdan geçip karşı masamda oturuverdi.


Akşam bitip de evde kendi gece suskunluğuma bürününce msnden hep aynı soruları okudum. "Nasılsın? Nasıl hissediyorsun kendini? Onu görünce ne hissettin?"

Bilmiyorum nasılım... Ama tahmin ettiğimden kötü değilim. Bunca zaman geçmiş aradan. Sadece dinmek bilmeyen bir karıncalanma var bedenimde. Şuan hissettiklerimin hiç biri duygusal değil. Tüm hissettiğim şeyler fiziksel şeyler.

Onu ilk gördüğüm anda üşüdüm mesela. Buz kesti elim ayağım. Titremedeğim halde titrediğimi hissettim. Bir de kalbimi hissettim... Göğsümdeki o sıcaklığı. Alev alev değil ama... Sönmeye yüz tutmuş korların yaydığı o tatlı sıcaklık gibi... Sönmeye yüz tutmuş ama yine de dokunmaktan korktuğun o sıcaklık gibi.

Nasıl bir boşluktur bu? İçimdeki o boşluk ceryanda kalmama yetecek kadar geniş. Her yan uğulduyor sanki. Boş duvarlara çarpıp çarpıp geri dönüyor bişiler.

Ama iyiyim... Tahmin ettiğimden daha iyi.

Görsem bir gün onu konuşur muyum? Selam verip geçer miyim? Hatrını sorar mıyım? Yada yüzüne bile bakmam mı? Yada bakıp susar mıyım?

Yüzüne bakamazmışım meğer. Selam vermezmişim. O da veremezmiş. Belki de o an yanımdaki arkadaşımın elinin omzumda olmasıydı bizi bu susuşlara iten. Belki görüntüyü aklında yorumlayış biçimi susturdu bizi.

Saniyenin onda biri gözlerimin içine baktı bunca sene sonra... Oysa karşımda duruyordu son iki yılımın özeti. Nefretim, hayal kırıklığım, gözyaşım, uykusuzluğum, vazgeçişim, kabullenişim... Ve ne acıki hepsinden öte özlemim... Karşımda oturuyordu olduğum tarafa bakmaya korkarak. Bense bir beton gibi soğuk, bir heykel gibi kıpırtısız oturuyordum...

Şimdi ne hissettiğimi bilmez bir biçimde oturuyorum öylece. Rüyadan uyanmışım hissi var. Sanki bir rüyaydı ve hiç görmedim onu. 2 adım ötemde oturmadı. Benimle yarım saat kadar da olsa aynı havayı solumadı...
Böyle olacakmış meğer... 2 sene sonra onu görmek böyle bişi olacakmış. Kaderin bir cilvesi mi bilmem ama yağmur yağıyor bugün... Ondan sonra hep bu yağmurlar geliyor... Alnımın ortasında o yağmur damlası yine.

Ama cidden geçmiş. Geçmiş gitmiş... Yandım belki ama üzülmedim de... O şarkıda dediği gibi :

"Görmesem daha iyiydi, seni orada, o gece... Aradan yıllar geçti silinmedin hafızamdan. Her gece gibi bir geceydi, seni görene kadar... Birer birer çıktılar yerlerinden hatıralar, hatıralar unutulmaz... Duygularıma esir oluyorum seni görünce. İnsan bin kere mi yanıyor, bir kere sevince? Ruh bedenden ayrılıyor çekimine girdim. Bir kere daha yandım sana canım, ama gördüğüme sevindim..."

2 yorum:

Burak Kara dedi ki...

Zor haller... Zor şey söyleyecek söz bulmak... Kaç gündür düşünüyorum...

"Geçer" deniyor; ama işte...

Hem geçiyor, hem geçmiyor...

Bir de "geçer de nasıl geçer" boyutu var bu işlerin...

Üçüncü kişiler ne dese boş sonuçta...

Şimdi daha iyi olduğunu umuyorum sadece...

Sonuçta zamanla iyice "geçer," illa ki bir iz kalır, arada kaşınır; ama o da tatlı bir kaşıntı olur sonunda, ki seninki de öele oluyor gibi; çok sıkma canını...

Gülümse! :)

Sevgiler,

Burak

Antartika Konsolosu dedi ki...

@burak
gülümsüyorum... (: buruk bir gülümseme ama olsun...

aslında allahın sevdiği kuluyum heralde. tam en çok yapmayı istediğim işe başladığım haftanın sonunda çıkardı onu karşıma. kendimi oyalayacak beni yaşama yeniden bağlayan bir şey bulduğumda çıktı karşıma.

2 yıl nefretle geçti ömrüm. bir kez çektiğin acı nefrete dönüşürse bir daha onu kolay kolay atamıyorsun içinden... bundan bir kaç ay önce ondan nefret etmeyi bıraktım ve kendimi affettim onca acıyı nefrete dönüştürüp her gün tekrar tekrar yaşattığım için..

o gün orada gördüğüm çok eski bir tanıdığımmış gibi geliyor. (: hepsi bu...


ve @bevren yorumunu yayınlamıyorum. ama bilki benim aynı yastığa başımı koyduğum ve babamın karşısına çıkardığım ilk ve tek adamdı o... bundan 1 yıl önce olsa onu gördüğümde hissedeceklerimi ve yaşayacaklarımı tahmin bile edemiyorum. ama zaman dedikleri şey var ya... o cidden en iyi doktormuş (:

"Bir Dur Densin"