Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Mayıs 30, 2009

Şevki...

Geçen yaz, yazlığın bahçesinde akşam üstü çayımı yudumladığım bir sırada tanıştım şevki ile... Sessizce gelip çay tabağımın yanında duran kurabiye kırıntılarını yoklamaya başladığında farketmiştim onu. Önemsememiştim ilk başlarda. Gelip geçici bir yolcu gözüyle bakmıştım. Ertesi gün yine uğradığında daha fazla kırıntı ile selamlamıştım kendisini. Selamıma karşılık vermiş olacak ki, 2-3 kırıntıyla yetinmeyip tekrar tekrar gelmişti masama. Ertesi gün, ertesi gün ve daha ertesi gün derken bütün akşam üstlerim bu ziyaretçinin gelişi ile şenlenmeye başlamıştı. Kimi zaman kurabiye, kimi zaman susamlı bir çubuk, kimi zaman poğaça ile ağırladım kendisini. Masa üzerinde dolanmasını seyrettim. Masa üzerinde bulunan kumanda, küllük, çay kaşığı, tabak, sigara paketi, çakmak... Ne varsa işte, hepsini birbir yoklayışını çevresini tanıyışını seyrettim. Şevki idi adı. Yani en azından ben kendisine böyle sesleniyordum. Konuşkan olduğu söylenemezdi çünkü. Sessiz sedasız gelip, acele bir tavırla kırıntılarla haşir neşir olması onu suskun yapıyordu belki. Hep bir telaşı olan bizler gibi... Çalışmaktan yorulduğumuzda ailemize bir merhaba'yı, bir eline sağlık'ı, bir iyi geceler'i çok görmemiz gibi...

Şevki... Onu izlemek ne huzur vericiydi. Ve onu yorgun gözlerimle takip etmek... Yol boyu yuvasına gidene kadar... Aslında o yol çevresinde bir çok Şevki benzeri vardı. Ama Şevki, "Şevki"ydi işte. Ayırt edebiliyordum onu diğerlerinden. Çünkü bahçenin beton çitinin delikleri arasından geçişi, hep aynı taşın ortasından telaşlı adımlarla yürüyüşü, masaya geldiğinde çay tabağımın yanını günden güne daha kolay buluşu, neyi nerde arayacağını daha iyi biliyor oluşu... Şevki'ydi işte...

Günler geçti... Küçük kuzenim geldi yazlığa kalmaya. O akşam üstü Şevki de geldi tabi. Tanıştırdım ikisini. Ürktü ilk başta tabi kuzen. Şevki'nin iplediğini ise hiç sanmıyorum. Kırıntısını arandı buldu gitti, sonra yine geldi, sonra yine gitti... Her akşamüstü olduğu gibi aynı seremoniyi tamamladı... Sonra...

Sonra ertesi akşam üstü Şevki yine geldi. Gelişini heycanla karşılayan kuzenin yarattığı ufak karmaşa sırasında düştü Şevki... Arka ayağını sürüyerek ilerleyince anladım, kırılmıştı... Şevki gitti. Aynı yoldan... Sessizdi yine her zamanki gibi... Telaşı biraz dinmişti sanki... Ertesi akşam bekledim yine. Bu sefer kurabiye, susamlı çubuk, ekmek, poğaça... Ne buldumsa ortaya karışık bişiler yaptım Şevki için... Geldi (: Ayağını sürüyerek... İçimi, incecik ayaklarıyla göğsüm üstünde geziniyormuşcasına sızlatarak geldi... Baktım, baktı... Aldı alacağını ve gitti Şevki... Ama anlamıştım ki Şevki gerçekten de "Şevki"ydi. Oydu gelen her akşam. Başkası değildi... Belki iki, belki üç gün... Ayağını sürüyerek geldi yine. Sonra...

Sonra bigün kayboldu işte Şevki...
Gelmedi...
Bekledim...
Kırıntıları eksik etmedim masaüstünden...
Bekledim...
Gelmedi...

Yaz sıcağının tenimde bıraktığı kuruluğu bir yudum çayla ıslattığım o günlerde kırıntı arkadaşım olmuştu Şevki. Hayattan aldığım zevklerin kırıntılarını paylaşmıştık birlikte...

Heybetli yürüyüşü, telaşlı adımları, kırıntıları ustalıkla bulduğu antenleri ile bir karıncaydı Şevki...

Şevki bir garip karınca...

Kışı geçirdin mi?
Bahar geldi de senin için çoktan geçti mi?
Bekledin mi Şevki beni?
Gözlerin etrafı taradı mı şöyle bi?


Şevki...

Özledim be seni...

2 yorum:

Burak Kara dedi ki...

:) (böyle hafif de gözleri dolu dolu sevgiyle gülümseyen bir smayli tahayyül ediniz)

Ne denir bilemiyorum, yüreğine sağlık!

not: bu da benim bir blog'a yazdığım ilk yorumdur. ;)

Antartika Konsolosu dedi ki...

blogumu henüz bu ay içerisinde oluşturdum çok yakın bir arkadaşımın yaptığı yorumlar hariç, bloguma yapılan ilk yorumdu (:


teşekkür ediyorum (:

"Bir Dur Densin"