Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Mayıs 05, 2011

yazarım, çizerim, çalarım, söylerim, okurum, giderim

Zaman zaman herkese oluyormuş meğer, yazamamaktan kaynaklı "aman be bırakıp gidiyorum ben" tripleri... Bu sabah kahvemi yudumlarken bir çok yeni blog dolandım ve ne hikmetse bir çoğu uzun süre yazmadıktan sonra ya geri dönmüş ya da artık ben yazamıyorum diyip bırakmış.

Bu kadar mı tükenmişiz? Kimsenin anlatacak bir şeyleri yok...


Bavulumu hazırladım yine. 3 gündür hazır gerçi... Hazır derken de yerleştirilmemiş, bavulun içine istiflenmiş yerleşmeyi bekliyor herşey. Sürekli ha bugün yola çıkıyorum, ha şimdi çıkıyorum, ha çıkacağım az kaldı derken hala gidemedim.

Dün bütün gün yağmur yağdığından dolayı evden de çıkamadım. Resme verdim kendimi. Bildiğin oturmuş karakalem resim yapıyorum. Önceden yeteneğim vardı. Hani karşına bir konu mankeni dikilir onun resmini yaparsın yada bir iskemle, vazo içinde çiçek, meyve tabağı olur, çizersin... Ortaokul, lise zamanlarımda kalmış o yeteneğim. Gerçi ben hala baka baka çiziyorum. Aklımda olan şeyi çizemiyorum. O yüzden de hep kendime saklıyordum çizdiklerimi. Ama artık önemsemiyorum. Bir tanesini dolabıma yapıştırdım hatta görsün herkes diye. Annem geçerken tuhaf tuhaf baktı. Sen mi yaptın dedi yarım ağız. Evet dedim, sesimde eminim ki biraz utangaçlık, az biraz böbürlenme ve hafiften de ne tepki verecek diye merak vardı. Hiç bir şey söylemedi çıktı. Belki de bir boka benzemediği ve gayet çocukça bir şey olduğu içindir. Kendimce küçük başarı diye addettiğim şeyler başkalarının gözünde bir boka benzemiyor olabilir.

Olabilir...

Ben kendim için yapıyorum ne yapıyorsam... Ama işin ilginç yanı dün akşam okul çıkışı gelen küçük kuzen de, akşamüstü uğrayan komşunun küçük kızı da resmi görünce tanımlayamayacağım tepkiler verdi. Bakışlardaki o merak, hayranlık, şakınlık, beğeni... Bu yüzden seviyorum işte çocukları. Ne söyleseler ne yapsalar hepsi saf ve içten. O yüzden zaten bir kaç gün önce küçük kuzenin söylediği 2 cümleyle triplere girdim ya...

Velhasıl bugün de çıkmayacağım evden. Çünkü hava ciddi anlamda soğuk ve karşıya geçmeye üşeniyorum. Yarın artık yola çıkmayı umduğumdan bugün evdeki işlerimi hallederim. Bir film izlerim. Biraz da resim yaparım (: 

Bir de gitar çalma triplerine de girdim sahi. Beceremiyorum ama bir türlü. Kuzen yanında gitarını getirdikçe alıp tıngırdatıyorum. Tıngırdatmak da denemez. 8 yaşındaki bir çocuğun tepemde dikilip  bana komutlar vermesiyle elbetteki gitar çalmayı beceremem.

"yaa bak bu re minör. hayır oraya koymıycaann parmağını. heh şimdi çal. hayır öyle değil işteee! böyle böyle böyle ve sonra böyle" ( burda bana 4 parmağını tersten aşağı doğru tellere sürtüp sonra baş parmağınla yukarı sonra da vurup eli kaldırmadan 4 parmağın içi ile yukarı doğru sürtmeyi gösteriyor. yada önce baş parmak yukarı doğru, sonra 4 parmak aşağı, sonra vur, çek, bas, ne? öf öyle bişi işte)

Hep istemişimdir gitar çalmak ama ona yeteneğim kesinlikle yok. Bir zamanlar sevdan bir ateşi tek tel çalıyordum sanırım. Ben çaldığımı zannediyor da olabilirim. Emin değilim yıllar geçti üstünden (: Denedim olmuyo zaten artık...

Öyle işte ya... Takılıyorum böyle. Olmam işte ben bir müddet. Bu sefer ayağımı toprağa basmaya gidiyorum. Bol bol yürüyüş yapmaya, sessiz sakin bir yer bulup orda kitap okumaya, N. ile sahilde takılmaya, güneş açtığı anda buz gibi denize dalmaya, balık tutmaya, ege kıyılarında belki de ufak bir tura... Sakinliğe gidiyorum yani. Koşturmadan, nefes nefese kimseye bir şey anlatmadan... 



Gül Ağacı Posta Servisinden Mektubunuz Var!

Bak, unutuyordum az daha. Bugün mayısın 5'i sahi.  Bu gece kış dönemi bitiyor... Yarın hıdırellez... Gelmeyen bahara rağmen biz yaz başlangıcını kutlayacağız. Çocukken mahallede ateşin üstünden atlardık. Kimisi gül ağacı dibine dileklerini çizer ya da dallarına asardı yazıp. Bugün ufak bir anekdot düştü yine annem hayatıma. Ben bildiğin gül ağacı çaputundan çıkma bir bebekmişim. 5 sene düşüklerle uğraşan annem bir hıdırellez gecesi gül ağacı altına bebek çizmiş. "Sonra da sen oldun işte" dedi. Sanırsın ki o çizdiği şeyden ben oldum. Bi çaput ürünü olmadığım eksikti aslında o da oldu (:

Ben de bu gece kendimi çizeceğim gül ağacı bulup. Bakın çiziyorum yoksa dallarına da asma ihtimalim var kendimi aslında. Ya da ben gül ağacının dibinde mi yaşasam bir müddet? Kamp kurabilirim oraya. Mutlu olayım, huzuru bulayım diye...

Hiç yorum yok:

"Bir Dur Densin"