Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Mart 04, 2011

Saksafon ve kedi

Ufacık yuvarlak bir masanın yanında, ben sağa o sola doğru sandalyesini çevirmiş oturuyorduk. Ayaklarımı, oturduğumuz yeri bayır aşağı uzanan çimlerin olduğu kısımdan ayıran beton çitin üstüne dayamış, sandalyemi arkaya doğru esnetiyordum.

"Düşeceksin" dedi, boşta olan sandalyeye uzattığı ayaklarından birini diğerinin üstüne çapraz atarken. Sağlamcıydı o. Kendini geriye doğru atmayacak kadar düz otururdu.

"En az geriye esnemem kadar zevkli olurdu o düşüş" dedim. "Hiç olmazsa gülerdik."

"Gülerdin ama canın da acırdı. Canın acıdıktan sonra gülmenin bir anlamı yok"

"Asıl o zaman anlamı var. Ağlayacağım bir şey yüzünden acımasındansa, güleceğim bir şeye istinaden canımın acımasını tercih ederim"

Derin bir nefes aldı. "Garipsin biliyor musun? Seni ilk tanıdığım günü hatırlıyorum da..." Güldü. Başını hafifçe öne eğip sanki göğsüne dökülmüş kırıntıları temizler gibi üzerini silkeledi.

"New orleans'taydım. Caz sesi yükselen mekanların önünden geçiyordum. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilmeden öyle dolaşıyordum. Seni gördüm sonra. Üzerinde kısa deri bir ceket vardı. Yere çömelmiş ve tek dizini kaldırıma dayamış saksafon çalan bir adamın yanındaki kedinin fotoğrafını çekiyordun. Saçların sol omzundan aşağı doğru uzanıyordu." Gözleri dalmış, sanki yine New Orleans'da o sokakta bana uzaktan bakıyor gibiydi. "Biliyor musun?" dedi. "O fotoğraf hala odamın duvarında asılı."

Masanın üzerindeki sigara paketine uzandı. Başka bir marka almıştı. İlk kez onu farklı bir marka içerken görüyordum. Bakışlarımın olduğu yöne bakıp " 3 ayrı dükkana baktım yol üstünde. İçtiğim sigara yoktu. Sanırım bugün hayat bana istediğim ve alıştığım hiç bir şeyi vermeyecek" dedi.

Sandalyemi bir kez daha geriye doğru esnettim. "Hayat istediğin şeyleri değil, gerçekten hak ettiğine inandığın şeyleri verir sana."

"Seni hak ettiğime inanmıştım."

"Sen sadece beni elde ettiğine inandın. Bazen insanlar 'Tanrım bunu hak edecek ne yaptım?' diye isyan ederler. Ama hiç bir zaman içlerinde bulundukları o durumu hazırlayan koşulları Tanrı'nın değil kendi seçimlerinin yarattığını bilmezler. Sen yaptığın her şeyi benim iyiliğim için yaptığına inandın. Oysaki kendi çıkarların yönünde hareket ettiğini kendin de çok iyi biliyordun. Benim için çabalamanı istemedim ben. Sadece aynı şey üzerine birlikte çabalamayı istedim"

Sigarasından çektiği son nefesi sanki kendi son nefesiymişcesine bıraktı. Gözleri yukarı yükselen dumanla birlikte tepemizdeki ağacın dallarına takıldı. Yavaşça yerimden kalkıp fotoğraf makinamı boynuma astım. Ayaklarını uzattığı sandelyenin dibinde duran kediye bakıp "Naima" dedim... Boğulurken, bir anda suyun üstüne çıkmış gibi gözlerini çevirdi. Suratında, gözlerini hastanede açan birinin karmaşası vardı.

"New Orleans'ta beni gördüğün gece... Fotoğrafını çektiğim kedinin yanındaki saksafon çalan adam... Naima'yı çalıyordu" dedim.

Sadece gülümsedi. Düşmüşüm gibi...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

oha super duper!
Ellere saglik.

"Bir Dur Densin"