Dedim ki :

i know all the rules, but the rules do not know me...

"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."




Mart 09, 2011

balkon demirleri

Ben en çok küçükken kafamı balkon demirlerinin arasına sıkıştırdığım zamanlarda korktum. Bahar aylarından itibaren tüm güzel havaları balkonda geçiren bir çocukluk yaşadık biz. Lojmanın o tellerle çevrili alanı içinde ne kadar özgür olunabilirse o kadar özgür olma duygusunu tattıktan sonra, bir mahalle arasında küçük bahçeli bir evde büyümeye devam etmek hayal dünyamızın sınırlarını zorladı biraz. 

Bahçeye inme iznimizin olmadığı zamanlarda aşağıda akıp giden hayatı merak ettim ben hep. Demirlerin üzerinden sarkma ihtimalimize karşı ayaktayken sokağa bakmak yasak olduğundan, o balkonun en geniş iki demirinin arası parlak şekerlemeler, renkli uçan balonlar gibi cezbetti beni hep. Sırtımı ne zaman duvarına yaslayıp otursam önümdeki o iki demire doğru ilerledi başım. O en geniş iki demir arasını bulmak ise bir çok kurtarma operasyonu sonrasında gerçekleşti. İçerden çağrılmaya 2-3 seslenişte cevap vermediğim takdirde tüm ev ahalisinin katıldığı ufak çaplı bir kurtarma çalışması yaşanıyordu evde. 

Kafamı demirlerin arasına sokmadan önce 3 şeritli otoban gibi gözüken aralık niyeyse kafamı soktuktan sonra bisiklet yoluna dönüyordu. Ben o yıllarda inandım kepçe kulaklı olduğuma. Çünkü geri çekilirken kafanın geçmemesinin tek sebebi kepçe kulak vakası olabilirdi. Ama değilmişim. Şimdi sadece koca kafalı olduğum kanaatindeyim.

Korkma mevzusuna gelince... Merak ettiğim herşeye ulaşmak başımın bir yerlere sıkışması sonucunda olacak sanardım. Yada başımı uzatıp gördüğüm şeyler, bedenimi geride sınırlayacak; odasında bir dergide gördüğü bambaşka ülkelerin fotoğraflarına bakan biri gibi olacağım diye düşünürdüm.

Şimdi mevzuyla ilgili pek bir düşüncem yok sanırım. Sadece bir kaç ay önce o evin balkon demirlerine baktım uzun uzun. Bu sefer yoldaydım. Aşağıda akıp giden o hayatın tam ortasında... Aşağıdan yukarı doğru bakınca o demirler bana meraklı bir çocuğu anımsattı. Bir dönemini balkon çocuğu olarak geçirmiş, meraklı, hayalci küçük çocuğu... Sonra iki yanıma baktım. Koca bir şehir... Ben gittim gideli ne çok şey değişmişti. Yeni binalar, yeni dükkanlar, yeni insanlar... Çocukken kendimi küçücük hissettiğim o şehirden taşıyormuşum gibi geldi. 

Sonra yine balkon demirlerine baktım. Bir çocuk başını uzattı demirlerin arasından. Meraklı bir gözle aşağı baktı. İsmimi duydum sonra. Arkamı döndüm, kimse yok. Sonra yine başımı yukarı çevirdim, çocukla gözgöze geldik. Yaşlı bir adam belirdi yanında, çocuğun başından hafifçe bastırıp onu geri çekti. Çocuk gülümsedi bana. Sonra yaşlı adamın kucağında içeri girdi...

O yaşlı adam, benim dedemdi..

5 yorum:

Burak Kara dedi ki...

söyleyecek bir söz arıyorum kaç gündür, şu güzel anlatının altına not düşebilmek için..

bazen bulamıyor insan söyleyecek söz, "eline sağlık" demekten başka..

böyle, nasıl diyeyim, sevdiği eski bir dostunu, sevdiğini, vs. uzaktan görmüş de, yanına gidecek gücü de kendinde bulamamış bir kişinin mahçup, yarım kalmış sevinci gibi gibi gülümsemesi olan bir sımayli düşün, öyle bir şey..

Antartika Konsolosu dedi ki...

o zaman aynı mahçup gülümsemeyle karşılık veriyorum ben de (:

Adsız dedi ki...

hoca senin bu tanimlarina hastayiz ailecek biliyosun... Cagla'ya da derdin ya "Ablasinin onunde saygiyle egilirken, bir taraftan ceketinin dugmelerini ilikleyip, ote yandan husu icin gulumseyen smiley".

Isteee oyle birseeey :)

Antartika Konsolosu dedi ki...

ahhahhaha güldürmeyin beni yaaa hala yanağım şiş diş yüzünden gülerken canım acıyor (((: böyle yüzünü ekşitip gülümsemeye çalışırken bir yanda da yanağını tutan smiley. işte öyle bir şey.

The Merika dedi ki...

yaa bah işte buda zedeledi. bu gözyaşına meyilli bir yazı:)

"Bir Dur Densin"