dolabımda duran bir erkek gömleği, meğer en az bu kadar ağlatabilirmiş beni...
ayrık dünyada umut ekersin insan biçersin. kutup soğuğu vardır gece yatmadan önce yatakta. salı sendromludur. çarşamba mis gibi hafta ortası. otobüs yan nebulanın önünden kalkar hemen. penguenler doğanın kanun bozucularıdır. içilebilecek en güzel sıvı turşu suyudur. az votka vardır, bir de şarkılar mırıl mırıl. bahçe kapısının önünde de karavan vardır, park halinde... çok yakında gideceğiz. güle güle... gülmekten öleceğiz.
Dedim ki :
i know all the rules, but the rules do not know me...
"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."
"bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. ve geceleri gökyüzüne bakarsın. herşeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. belki böylesi daha iyi. yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."
Ağustos 18, 2012
Temmuz 19, 2012
uçurtmalar
Hani bazen bir ses duyarsınız ve bir anda dönüp size sesleniliyormuş gibi "efendim?" demek gelir içinizden. Öyle oluyorum ben de, bunu ne zaman dinlesem...
Haziran 29, 2012
Onun adı Aydan...
Bayılıyorum böyle insanlara. Özgüven tavan. Kendinden emin. Balıkesirli, adı Aydan. Çalışmıyor, okumuyor da, ev kızı, zaten bilezikleri de çakma. Erkek olsaydı sanayici olcaktı ama kız olduğu için şimdilik hayalindeki meslek hastanalerde barkod basmak. Benim de ilk göz ağrım olan "şahin"e sevdalı. Asabi şoför hızlı kullanıyor ama durdu mu kalkamıyor. Eskiden de asabiymiş, kol bacak kırarmış ama artık yapmıyor yaş olmuş tabi 22. Kolları mıncrılası, yanakları sıkılası. Böyle insanlar var lan hala. Ne güzel. Ben o gün şans eseri evde bulundum program yayınlanırken. Onca stresin, koşuşturmacanın ve yorgunluğun arasında beni kahkahalarla güldürdü. Orda bir yerdesin güzel insan. Ben sayende o gece çok güldüm. Şimdi videosunu buldum. Yeniden izledim yine güldüm. Çok yaşa sen e mi (:
Haziran 07, 2012
Mayıs sonu
Mayısın sonuna yetiştiremedim bunu. Keren ann'in bu güzel parçasını ismi şimdilik meçhul bir hatun coverlamış eşiyle beraber.
O değil de yokum di mi ben ortalıklarda? Malum evlilik hazırlıkları. Evleniyom lan ben, şaka gibi (: Evimiz hazır. Mobilyalarımızı da bu cumartesi gidip alıyoruz. Onun dışında odam ve de annemlerin odası benim ıvır zıvır eşyalarımla doldu. Zor bu işler evet biliyorum ve siz de biliyorsunuz ya da bir gün bileceksiniz. Ama zor olduğu kadar da çok keyifli. O kadar ayrıntı göze çarpan detay ve başımızdan geçen onlarca olay var ki. Hani oturup gülün diye size de anlatıcam ama yok ki vakit. Bu işler böyleymiş. 31 Ağustostaki düğün ve sonrasındaki o güzelim balayından sonra belki gelir yine anlatmaya başlarım bişiler. Ama şimdilik iyiyim ben. Hem de çok iyi (:
Mayıs 15, 2012
Tüm binalar yıkılır ama "ev"ler asla...
Bazen bazı şeyleri kolay kolay anlatamıyorsun. Daha da kötüsü kolay kolay atlatamıyorsun. Göğsünün üstüne fil oturmuş hissi veren, boğazına lokma takılmış gibi nefesini kesen bazı olaylar ne yaş olup gözünden akıyor ne de anlamlı bir cümle haline gelip iki dudağının arasından çıkıyor...
Uzun zamandır blogun başına geçip rahatlama terapisi gibi anlatayım istiyorum ama hangi kelimeyi seçersem seçeyim yaşadığım bu vedalaşmanın karşılığını bir türlü bulamıyorum.
İzmit'in sokaklarında büyümeye çalıştım ben. Çocukluğumun neşesini ve ilk gençliğimin sancısını o şehirde yaşadım. İstanbul'a geldiğim o ömrümün 22. senesinde öyle şeyler yaşamaya başladım ki en sonunda daha fazla dayanamayıp büyüyüverdim.
Büyüdükten sonra daha fazla anlıyor insan, çocukluğunun ne denli sıcak, sorunsuz ve güvenli olduğunu. O kurtulmaya çabaladığım İzmit'in sokakları, terketme vicdansızlığı gösterdiğim bir çocuk gibi dudaklarını büzmüş geri çağırıyordu beni. Gidemedim. Dönemedim. Bir insan bir şehrin nasıl olur da yüzüne bakamaz? Terk etmenin ve onu yok olmakla yüzyüze bırakmanın acısını ve çaresizliğini taşıdım bir süre içimde.
Hani bir zamanlar size anlattığım bir balkon demiri hikayesi vardı. Ben bir kaç hafta önce o balkon demirleri ile vedalaştım. Küçük şehrin büyüme sancısı dedemin kendi elleri ile yaptığı "yuvamızı" alıp yok etti malesef. Son kez baktım yüzüne. Hayatımın geri kalanını yanında geçireceğim insan tuttu elimden. Yıkık duvarlarıyla hakkını helal et diyen yaşlı bir adam vardı sanki karşımda. Belki de o hasta haline bakmamalıydım onun. Ama son nefesini veren bir şeyin yanından uzaklaşamıyor insan.
Hayaller kurduğum, neşesiyle hüznüyle 22 senemi geçirdiğim, ağladığım, isyan ettiğim, ailemle olduğum, arkadaşlarımı davet ettiğim, uyuduğum, yemek yediğim, penceresinden kendime ait bir dünyaya baktığım ve hayaller kurduğum o yuvam artık yok. Arabayla uzaklaşırken son gördüğüm kare, anneannemin her gün oturup bize el salladığı pencerenin yabancı bir el tarafından sökülüp alınmasıydı...
Söyleyecek çok şeyi olup da kurulacak cümleleri bulamaz ya insan... Bu da öyle bir durum işte...
Mart 21, 2012
Tuhaflık bende mi?
Bana işiyle ilgili bir şeyler anlatırken, anlamadığımı fark edince durumu bir de futbolla açıklayan bir sevdiceğim var benim. İşin garip yanı, futboldan örnek verince net bir şekilde anlayıveriyorum...
Mart 07, 2012
Faturayı ödemedim, nöronlarımdaki elektiriği kestiler.
Bazen öyle bir an geliyor ki, kalbim çok hızlı çarpmaya başlıyor ve hemen sonrasında tuhaf sesler, çığlıklar duyuyorum ve beynimde garip düşünceler, şekiller, renkler beliriyor. Saniyenin onda biri kadar süren bu andan sonra kendimi, camı açıp aşağı atlarken hayal ediyorum. Sonra her şey düzeliyor. İşte o her şeyin geçtiği anda da kendimi tüm gece sürmüş fırtına sonrasında dingin bir sabaha uyanmış gibi hissediyorum. Ve o an anlıyorum ki insan saniyenin onda biri kadar bir zaman diliminde, hiç bir şey yapmamış olsa bile, yorulabiliyor.
Ben, şuan çok yorgunum...
Şubat 08, 2012
"SIFIR! Biz hep SIFIR'la bitiririz"
Kendi küçük, yürekleri büyük insanlar yaşar dünya üzerinde, bilir misiniz? Kendileri büyüyüp yürekleri küçülenler onlara "çocuk" derler. İşte bu videoda kısa boylu, kocaman yürekli insanların hikayesi var. Asla kazanamadıkları maçları öfke ve nefretten uzak, büyük bir neşeyle bitirenlerin hikayesi... Yüzlerinde ve kurdukları cümlelerde durumu kabullenmişliğin verdiği bir burukluk olsa da gözlerindeki umudu saklayamıyorlar.
"Hayır... Ben hiç gol atmadım. Hiç birimiz hiç gol atmadık." derken yüzündeki "Ne olmuş yani atamadıysak? Oynarken çok eğlendik." bakışını belki hiç bir büyük anlayamaz. "Daha hiç gol atmadık, ama neredeyse atacaktık." demesi bile ne kadar vazgeçmemiş ve umutlu olduklarının bir göstergesi.
Hele öyle bir cümle kuruyorlar ki sonra, büyük balığın küçük balığı yediğinin farkında olduklarını anlıyorsunuz. "Onlar bizden daha kocaman ve daha büyük." diyorlar. Ama sonra "Biz de büyüyünce gol atarız." diyerek içlerindeki o azmi ve umudu yitirmediklerini gösteriyorlar.
İşte hayat aslında bu. Sabretmek, beklemek, umudu yitirmemek, ve Haritz'in dediği gibi çok çalışmak (:
"ama" gösterdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)